Risalede Namaz

Risalede Namaz

Dördüncü Söz – ÇOCUKLARA RİSALE

Bismillahirrahmanirrahim,

Namaz dinin direğidir! (Hadis)

Namaz hem çok değerli ve önemlidir, hem de çok az bir masrafla kolayca pek çok sevap kazandırır. Hem namaz kılmayan insan çok zarar eder, çok şey kaybeder.

Bir zaman bir büyük hâkim, padişah varmış. Bu padişahın çok ama çok güzel bir çiftliği varmış. Ayrıca bu padişaha hizmet etmekle, onun söylediklerini yapmakla görevli iki tane hizmetkârı varmış.

Padişah bu iki hizmetkârını gidip orada kalsınlar diye o güzel çiftliğine göndermiş. Ama çiftlik uzak bir yerdeymiş. Yürüyerek gidersen iki ay sürüyormuş yolculuk. Padişah her ikisine de 24 tane altın vermiş ve “Şu para ile yolda gereken masraflarınızı karşılayın ve kendinize bilet alın. Çiftlikte size lazım olacak şeylerinizi alın ve ihtiyaçlarınızı karşılayın. Bir gün yürüyerek yolculuk yaptıktan sonra bir istasyon var. O istasyonda hem otobüs, hem tren, hem de uçak var. Paranız hangisine yetiyorsa ona bilet alır binersiniz.” demiş.

İki hizmetkâr, padişahın söylediklerini dinledikten sonra yola çıkmışlar.

Birisi şanslı ve söz dinleyen birisiymiş, istasyona kadar az para harcamış. Fakat, o masraf içinde Efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret yapmış ki: parası, birden bine çıktı.

Öteki hizmetkâr şanssız, söz dinlemeyen birisi olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altınını harcamış. Gereksiz şeylere harcamış ve bitirmiş, bir tek altını kalmış.

İstasyonda ikisi de karşılaşmışlar. Arkadaşı ona demiş: “Yahu, şu bir altınını bir bilete ver. Yoksa bu uzun yolda iki ay yürümek zorunda kalırsın, aç kalırsın, yiyecek alacak paran bile kalmamış, iki ay yolda yetmez bu para yiyecek almana. Hem bizim efendimiz ikram etmeyi çok sever, kerîmdir, belki sana merhamet eder, yaptığın hatayı bağışlar. Hem istasyonun sahibi de O’dur zaten, belki seni paran yetmese de yine de uçağa bindirirler. Uçağa binersek gideceğimiz o uzak çiftliğe bir günde varabiliriz. Yoksa iki aylık bir yolculuğu yürüyerek, aç ve yalnız gitmeye mecbur olursun.”

Acaba şu adam o bir altınını ne yapmalı çocuklar? Bilet almak için vermeli mi?

Acaba şu adam inad edip, o tek altınını çok kıymetli olan bir bilete vermeyip, geçici bir lezzet için harcasa, şeker veya oyuncak alsa; akılsız, zararlı, şanssız birisi olmaz mı? Evet olur. Akıllı olan herkes onun çok zararlı birşey yaptığını anlar ve bilir.

İşte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan içimdeki kötü huylu çocuk!

O hâkim ve padişah; Rabbimiz, bizi yaratan Allah’tır.

O iki hizmetkâr yolcu ise; biri yapması gerekenleri yapar, namazını severek kılar. Diğeri namazın önemini bilmeyen, namazsız insanlardır.

O yirmidört altın ise, bir gün içerisindeki yirmidört saattir. Yani hayatımızın her günüdür.

O güzel çiftlik ise, Cennet’tir.

O seyahat ise cennete, sonsuza gidecek insan yolculuğudur.

O bilet ise, namazdır. Birtek saat, bir günde abdestle beraber beş vakit namaza yeterli gelir.

Acaba yirmiüç saatini şu kısacık dünya hayatına harcayan ve o uzun hiç bitmeyen sonsuz cennet hayatına bir tek saatini harcamayan, yani namaz kılmayan; ne kadar zarar eder, ne kadar akılsızca hareket eder.

Halbuki namaz kıldığımızda hem ruhumuz, hem kalbimiz, hem de aklımız çok rahat eder. Hem vücudumuz için de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılınca diğer yaptıklarımız da güzel bir niyet ile ibâdet gibi olur, sevap kazandırır. Yani namaz kıldığımızda, namazların arasında yemek yerken, oyun oynarken, çizgi film seyrederken ve okula giderken de sevap kazanırız. Böylece bütün hayatımız, yani her yaptığımız sevap kazandırır ve cenneti kazanırız. Kısacık ömrümüzle, hayatımızla sonsuz bir cennet kazanmış oluruz.

YİRMİRBİRİNCİ SÖZ – 1. Bölüm

Bismillahirrahmanirrahim,

Bir zaman uzunboylu ve zengin bir çocuk geldi dedi ki; Namaz kılmak iyidir ama hergün hergün beş defâ kılıyoruz. Bu bana çok geliyor, bâzen usanıyorum. Bir de baktım ki içimdeki kötü huylu çocuk da aynı sözleri söylüyor. Ben de kendi kendime dedim ki içimdeki kötü huylu çocuğa iyi bir ders vermeliyim çünkü içindeki kötü huylu çocuğu iyileştirmeyenin hiçbir kimseye faydası olmaz O zaman dinle bakalım ey içimdeki kötü huylu çocuk; Bu câhillikten ve tembellikten kurtulmak istersen sana şunları söylemek isterim

Birincisi;

Şimdi sana sorarım ey içimdeki kötü huylu çocuk. Sen hep bu dünyâda mı yaşayacaksın ki? Annen baban ya da deden bir imzâ mı atmışlar kâğıda hep burada kalman için? E böyle birşey yok.. Demek ki seni namaz kılmaktan usandıran şey hep bu dünyâda kalma düşüncesi.. Şimdi sana şunu söylemek istiyorum; Burada sonsuza kadar kalınmıyor. Tamam keyifli zamanlar da geçireceğiz ama bak Allah bize 24 saat vermiş bu 24 saatten bir saatini kumbaraya atar gibi bir seccadeye atsan yani 5 vakit namazını kılsan güzel, keyifli, rahat , hoş bir kulluk görevi yapmış olursun.. usanmayı bir tarafa bırak..

İkincisi:

Yine içimdeki çocuğa dedim ki ;

Sen yemek yemeyi çok seviyorsun özellikle hoşuna giden yiyecekleri hemen hergün yemek istiyorsun. Onları yemek seni hiç usandırmıyor, çünkü lezzet alıyorsun. Senin vücudunda lezzet almanı sağlayan dil var işte yiyecekleri küçük parçalara ayırmak için diş var, doygunluk hissi için mide var di mi?

Ancak sen sâdece bu maddî organlardan oluşmamışsın, çok önemli bir yapımız daha var: ruhumuz ve kalbimiz.. onlar da vücudumuz gibi lezzet almak ister, gıdâlanmak ister..

Kalbini üzecek birçok olayla karşılaşırsın meselâ anneni üzecek bir davranışta bulunduğunda annen sana darılabilir bu da seni üzer, ya da kardeşin hastalabilir, sevdiğin komşu arkadaşın başka bir yere taşınabilir… Bunun gibi olaylar ruhunu sıkıp, kalbini üzebilir… böyle durumlarda kalb ve ruh gıdâlanmak ister ve bu gıdayı sağlayan da namazdır çünkü üzüldüğün herşeyin sâhibi Allah’ın huzuruna çıkmak demek olan namaz seni rahatlatır…

Üçüncüsü:

Bana  namaz kıldırmak istemeyen içimdeki kötü huylu çocuk!

Çok sabırsızlık yapıyorsun.. şimdi sana bir hikaye anlatayım da anla:

“Bir savaş düşün.. Sen de bir komutan ol. Tabii ki askerlerin var hem sağ tarafta, hem sol tarafta hem de merkezde yani orta tarafta…

Öyle birşey oldu ki, sağ taraftan gelen düşman askerleri, beyaz bayrak kaldırıp teslim oldular ve senin asker kuvvetlerine katıldılar ama sen tutup senin askerlerinin çoğunu sağ tarafa düşman askerlerinin kalmadığı, olmadığı yere gönderdin… merkez bölgeyi yani orta tarafı zayıflattın.. Hiç akıllıca değil öyle değil mi?  [ bu hikaye aslında sana  şunu anlatıyor; geçmiş zamanda kılmış olduğun namaz vazîfesini düşünüp ah ne kadar çok namaz kılmışım demek, hikayede olduğu gibi düşman sana katılmış sen oraya asker gönderiyorsun.. Halbuki geçmişte kıldığın namazlar senin sevab defterine yazılmış sana kuvvet olmuş]

Sol tarafa bakalım bir de ;

Sol tarafta ise , düşman askerleri henüz gelmemiş. Gelmediği halde , endişelenip o tarafa da büyük bir askerî kuvvet gönderdin.. Yine akıllı bir komutanın yapacağı bir iş değil bu [ bu hikaye de sana şunu anlatmak istiyor; Gelecek günler henüz gelmemiş. O zamanlarda kılman gereken namaz ibadeti şimdi yok. Yok olan bir vazîfe için endişelenip, of daha kılmam gereken bir sürü namaz var deyip bugünkü sabrını (kuvvetini) bitiyorsun . Böyle olunca da bugün kılman gereken namazlar için gerekli kuvveti bulamıyorsun]

Sen akıllı bir çocuk isen sana verilen bu kuvvetleri ( hani komutandık ya) sağa ve sola boşuna harcayıp kuvvetsiz kalmazsın… Şöyle düşünebilirsin; Ben 24 saatten 1 saatimi çok kıymetli, beni yormayan, nurlu ve güzel bir vazîfe yerine getirerek geçiriyorum…

Son birşey daha söylemek istiyorum

Bizim 3 tane sabır kuvvetimiz var

1- kötü işler (günahlar) yapmamak için gayret göstermek

2- başımıza bir sıkıntı geldiğinde ya da üzüldüğümüzde sabır gösterip Allahımıza neden böyle oldu demeyip, şikayet etmeyip Allahım sana güveniyorum demek

3- namaz , oruç gibi ibâdetleri yerine getirirken sabırlı olmak

Dördüncüsü:

Namaz kılmak istemediği zaman içimdeki kötü huylu çocuğa sersem demek istiyorum

Neden biliyor musun ?

Çünkü anlasa idi ki kıldığı namazın ücreti çoktur. Sonsuzluk dünyâsında sırat köprüsü var geçilmesi oldukça zor olan bir köprü bu.. Ama geçişi kolaylaştıran bir cennet aracı yada Burak dediğimiz bir araç var.. Bu araca yalnız namaz kılanlar yani cennet bileti olanlar binebilir hem de hızlıca geçer o köprüyü…

Allah namaz kılanlara cenneti veriyor ki orada her istediğin olacak ve sonsuza kadar kalacaksın

Şimdi baban gelse sana dese; Sana basit bir iş veriyorum bunu yaparsan müthiş bir hediyeyi kazanacaksın dese belki de 100 gün çalışırsın..

Evet Allah ki hiç sözünden dönmez namaz vazîfesinin karşılığında sonsuz hediyeler verir…..

Beşincisi:

Dünyayı çok seviyorsun biliyorum.. Bu dünya sevgisi ile dolu olan ses diyor ki; Benim dünyâ dolusu işim var, ödevlerim var, sınavlarım var, oyuncaklarım ile oyunlarım var, bilgisayar oyunlarım var.. Bâzen namaz kılmaya vakit bulamıyorum..

Ben de o sese diyorum ki ;

Acabâ Allah seni sâdece dünyâ için mi yarattı ki bütün çalışmalarını ona göre yapıyorsun ? Allah seni o kadar çok seviyor ki seni dünyâdaki varlıkların hepsinden daha üstün yaratmış ama sen gerçek görevin olan namazı kılmaz isen diğer varlıklardan üstün iken daha aşağıya düşersin.. Çünkü senden başka diğer canlılar Allah’a kulluk vazîfesini yerine getiriyorlar.. Onların ibâdeti namaz kılmak şeklinde olmasa da kendilerine göre ibâdet ederler. Senin en önemli görevin namaz kılmak.. ondan sonra dünyâda yapacağımız işlere, oyunlara vakit ayırıp ilgilenmemiz gerektiği kadar ilgilenmeliyiz..

Buna bir hikâye ile bakıp daha iyi anlayalım:

Bir adam geldi ve sana dedi ki “Gel sana bir kürek vereyim şurayı kaz, çok değerli bir pırlanta bulacaksın” Sen desen ki “yok gelemem dersim var çizgi film izleyeceğim” Ne kadar akılsızca bir davranış olur. Bu şekilde kıldığın namaz sana çok büyük bir mükâfat kazandırır. Eğer terk edersen o sonsuz hediyeyi kaybetmekle berâber belki dünyâda yaptığın işlerden de istediğin duruma kavuşamayabilirsin..

İşte bu söylediğim 5 Îkaz sana namaz kılmak için büyük kuvvetler verir…

O halde haydi namaza :-))

Beşinci Söz – ÇOCUKLARA RİSALE

Bismillahirrahmanirrahim,

“Şüphesiz ki Allah günahlardan kendini koruyanlarla (takvâya sarılanlarla), iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla beraberdir.” Nahl Sûresi, 16:128.

Namaz kılmak ve günah işlememek, insanların vazifesidir. Çünkü Allah insanları ibadet etsinler ve dua etsinler diye yaratmıştır. Günah işlesinler diye yaratmamıştır.

Hikayeyi dinleyelim:

Savaş çıktığı zaman askerlere çok önemli görevler düşer, yani yapmaları gereken önemli işleri vardır. İşte böyle önemli bir zamanda iki tane asker varmış. Bir tanesi bilgili ve görevini çok iyi yapmaya çalışırmış. Diğeri ise bilgisi az ve görevini yapmak yerine canı ne istiyorsa onu yapan bir askermiş.

Görevini yerine getiren asker savaşta neler yapacağına dikkat edermiş ve bugün ne yemek yiyeceğim, yemeği nerden bulacağım diye hiç düşünüp endişe etmezmiş. Çünkü anlamış ki onun yemeğini vermek, hasta olduğu zaman onu doktora götürüp ilaç vermek devletin göreviymiş. Çünkü askerler devleti korumak için çalışıyormuş. Ama bazen mutfakta diğer askerlerle sırasıyla yemek pişirmek, sofraya yemek getirmek ve bulaşık yıkamak da gerekiyormuş. Bu askere ne yapıyorsun diye sorsalar, asker olduğu için ve görevini bildiği için şöyle dermiş: “Devlet için karşılığında hiçbirşey almadan çalışıyorum’’ Kendim için çalışıp para kazanıyorum demiyor çünkü kendisi için çalışmıyor, askerlik görevini yapıyormuş.

Diğeri canının istediğini yapan, yemek yemeyi aşırı seven ve az bilgili asker ise, savaşta yapacaklarına hiç dikkat etmezmiş, çalışmazmış:  “O, devlet işidir. Bana ne?” dermiş. Her zaman para kazanmak için başka başka işler bulmaya çalışır, diğer askerlerin yanından ayrılır, çarşıya gider, alış-veriş edermiş.

Bir gün, bilgili arkadaşı ona demiş ki:

“-Kardeşim, asıl vazifen, görevin, yapman gereken savaş için silah kullanmayı öğrenmektir. Sen, onun için buraya getirilmişsin. Asker olmuşsun. Padişaha güven. O, seni aç bırakmaz. Senin yemeğini vermek, padişahın vazifesidir, sen boşuna yemek almak için başka işler bulmaya çalışma. Hem sen, zayıfsın, güçlü değilsin, hem fakirsin, zengin değilsin; her yerde kendine yiyecek bulamazsın. Hem savaş zamanıdır. Hem sana bu asker görevini yapmıyor, askerlik yapmaktan kaçıyor derler, ceza verirler.”

Evet iki vazife var:

Biri askerlerin yemeklerinin hazırlanıp onlara verilmesi, bu pâdişahın görevidir, yaptığıdır. Bâzen biz de onun için biraz çalışırız ve yemeği pişiririz.

Diğeri, bizim vazifemizdir. Pâdişah bize bu görevimizde dahi yardım eder, o görev de savaşmayı öğrenmek ve savaşta yapmamız gerekenleri yapmaktır.” demiş.

Acaba o görevini yapmayan asker, o görevini yapan askeri dinlemezse, ne kadar tehlikede kalır değil mi?! Dinlemezse ne olur sizce çocuklar?

İşte ey görevini yapmak istemeyen, oyun oynamak isteyen, uyumak isteyen ve tembel olan içimdeki kötü huylu çocuk!

Aslında o savaş zamanı bu dünya hayatıdır.

O askerlerden oluşan ordu ise dünyadaki bütün insanlardır.

O iki askerin olduğu yer ise bu zamandaki müslüman insanların olduğu yerdir.

O iki asker ise; biri: namazını kılan, orucunu tutan ve günah işlemeyen, içindeki kötü huylu çocuğu ve şeytanı dinlemeyen, Allahın emirlerini dinleyen müslümandır.

Diğeri: Kendisine bu yiyecekleri ve rızıkları aslında kimin verdiğini bilmeyen, onu tanımayan, hatta bilmediği için yemek ve yiyecek parası kazanmak için başka başka işler yapmaya çalışan ve bunu yaparken namazını kılmayan, orucunu tutmayan hatta bazı günahları işleyen, zarara uğrayan kimsedir.

Yani çalışmak güzeldir ama ibadetimize engel olmamalıdır. Günaha sebep olmamalıdır.

Ve o askerin yaptığı eğitim ve çalışmalar ise aslında başta namaz ve diğer ibâdetlerdir.

Ve o savaş ise; içimizdeki kötü huylu çocuk ve şeytanın söylediği kötü şeylere karşı, mücadele edip, onları dinlemeyip günahlardan ve kötü davranışlardan kurtulmak ve böylece kalbimizi ve ruhumuzu kötüleşmekten kurtarmaktır.

Ve o iki vazife ise; birisi, hayâtı verip beslemektir. Canlılara hayatı veren ve onları besleyen Allah’tır.

Diğeri, hayâtı verene ve besleyene güvenip, inanıp yalvarmaktır. Çalışıp elinden geleni yaptıktan sonra Allah’ım sana güveniyorum demektir. Allah’ım bize rızık ver diye dua etmektir.

Evet hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve devam ettiren de odur. Ondan başka olmaz…

Evet rızkı, yani yaşamak için gerekli yiyecek ve ihtiyaçları kazanmak aslında güçlü olmaya, istemeye ve çok çalışmaya bağlı değildir. Aslında güçcüz olmaya ve zayıf olmaya bağlıdır.

Demek yemek bulmak için çalışıp para kazancam derken, işlerim çok fazla diye, namazını kılmayan, o askere benzer ki görevini bırakmış, çarşıya gitmiş, el açmış, dilencilik eder. Fakat namazını kıldıktan sonra Allah’ın hazırladığı rızıklardan kendi payına düşeni aramak için çalışmak güzeldir, mertliktir, o dahi bir ibâdettir. Sevap kazandırır.

İşte sana iki yol, istediğini seç… Siz işe gidip çalışıyor olsaydınız namazınızı kılar mıydınız çocuklar? Yoksa işlerim çok diye namaz kılmaz mıydınız?

Dördüncü Söz – ÇOCUKLARA RİSALE

Bismillahirrahmanirrahim,

Namaz dinin direğidir! (Hadis)

Namaz hem çok değerli ve önemlidir, hem de çok az bir masrafla kolayca pek çok sevap kazandırır. Hem namaz kılmayan insan çok zarar eder, çok şey kaybeder.

Bir zaman bir büyük hâkim, padişah varmış. Bu padişahın çok ama çok güzel bir çiftliği varmış. Ayrıca bu padişaha hizmet etmekle, onun söylediklerini yapmakla görevli iki tane hizmetkârı varmış.

Padişah bu iki hizmetkârını gidip orada kalsınlar diye o güzel çiftliğine göndermiş. Ama çiftlik uzak bir yerdeymiş. Yürüyerek gidersen iki ay sürüyormuş yolculuk. Padişah her ikisine de 24 tane altın vermiş ve “Şu para ile yolda gereken masraflarınızı karşılayın ve kendinize bilet alın. Çiftlikte size lazım olacak şeylerinizi alın ve ihtiyaçlarınızı karşılayın. Bir gün yürüyerek yolculuk yaptıktan sonra bir istasyon var. O istasyonda hem otobüs, hem tren, hem de uçak var. Paranız hangisine yetiyorsa ona bilet alır binersiniz.” demiş.

İki hizmetkâr, padişahın söylediklerini dinledikten sonra yola çıkmışlar.

Birisi şanslı ve söz dinleyen birisiymiş, istasyona kadar az para harcamış. Fakat, o masraf içinde Efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret yapmış ki: parası, birden bine çıktı.

Öteki hizmetkâr şanssız, söz dinlemeyen birisi olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altınını harcamış. Gereksiz şeylere harcamış ve bitirmiş, bir tek altını kalmış.

İstasyonda ikisi de karşılaşmışlar. Arkadaşı ona demiş: “Yahu, şu bir altınını bir bilete ver. Yoksa bu uzun yolda iki ay yürümek zorunda kalırsın, aç kalırsın, yiyecek alacak paran bile kalmamış, iki ay yolda yetmez bu para yiyecek almana. Hem bizim efendimiz ikram etmeyi çok sever, kerîmdir, belki sana merhamet eder, yaptığın hatayı bağışlar. Hem istasyonun sahibi de O’dur zaten, belki seni paran yetmese de yine de uçağa bindirirler. Uçağa binersek gideceğimiz o uzak çiftliğe bir günde varabiliriz. Yoksa iki aylık bir yolculuğu yürüyerek, aç ve yalnız gitmeye mecbur olursun.”

Acaba şu adam o bir altınını ne yapmalı çocuklar? Bilet almak için vermeli mi?

Acaba şu adam inad edip, o tek altınını çok kıymetli olan bir bilete vermeyip, geçici bir lezzet için harcasa, şeker veya oyuncak alsa; akılsız, zararlı, şanssız birisi olmaz mı? Evet olur. Akıllı olan herkes onun çok zararlı birşey yaptığını anlar ve bilir.

İşte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan içimdeki kötü huylu çocuk!

O hâkim ve padişah; Rabbimiz, bizi yaratan Allah’tır.

O iki hizmetkâr yolcu ise; biri yapması gerekenleri yapar, namazını severek kılar. Diğeri namazın önemini bilmeyen, namazsız insanlardır.

O yirmidört altın ise, bir gün içerisindeki yirmidört saattir. Yani hayatımızın her günüdür.

O güzel çiftlik ise, Cennet’tir.

O seyahat ise cennete, sonsuza gidecek insan yolculuğudur.

O bilet ise, namazdır. Birtek saat, bir günde abdestle beraber beş vakit namaza yeterli gelir.

Acaba yirmiüç saatini şu kısacık dünya hayatına harcayan ve o uzun hiç bitmeyen sonsuz cennet hayatına bir tek saatini harcamayan, yani namaz kılmayan; ne kadar zarar eder, ne kadar akılsızca hareket eder.

Halbuki namaz kıldığımızda hem ruhumuz, hem kalbimiz, hem de aklımız çok rahat eder. Hem vücudumuz için de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılınca diğer yaptıklarımız da güzel bir niyet ile ibâdet gibi olur, sevap kazandırır. Yani namaz kıldığımızda, namazların arasında yemek yerken, oyun oynarken, çizgi film seyrederken ve okula giderken de sevap kazanırız. Böylece bütün hayatımız, yani her yaptığımız sevap kazandırır ve cenneti kazanırız. Kısacık ömrümüzle, hayatımızla sonsuz bir cennet kazanmış oluruz.

YİRMİRBİRİNCİ SÖZ – 1. Bölüm

Bismillahirrahmanirrahim,

Bir zaman uzunboylu ve zengin bir çocuk geldi dedi ki; Namaz kılmak iyidir ama hergün hergün beş defâ kılıyoruz. Bu bana çok geliyor, bâzen usanıyorum. Bir de baktım ki içimdeki kötü huylu çocuk da aynı sözleri söylüyor. Ben de kendi kendime dedim ki içimdeki kötü huylu çocuğa iyi bir ders vermeliyim çünkü içindeki kötü huylu çocuğu iyileştirmeyenin hiçbir kimseye faydası olmaz O zaman dinle bakalım ey içimdeki kötü huylu çocuk; Bu câhillikten ve tembellikten kurtulmak istersen sana şunları söylemek isterim

Birincisi;

Şimdi sana sorarım ey içimdeki kötü huylu çocuk. Sen hep bu dünyâda mı yaşayacaksın ki? Annen baban ya da deden bir imzâ mı atmışlar kâğıda hep burada kalman için? E böyle birşey yok.. Demek ki seni namaz kılmaktan usandıran şey hep bu dünyâda kalma düşüncesi.. Şimdi sana şunu söylemek istiyorum; Burada sonsuza kadar kalınmıyor. Tamam keyifli zamanlar da geçireceğiz ama bak Allah bize 24 saat vermiş bu 24 saatten bir saatini kumbaraya atar gibi bir seccadeye atsan yani 5 vakit namazını kılsan güzel, keyifli, rahat , hoş bir kulluk görevi yapmış olursun.. usanmayı bir tarafa bırak..

İkincisi:

Yine içimdeki çocuğa dedim ki ;

Sen yemek yemeyi çok seviyorsun özellikle hoşuna giden yiyecekleri hemen hergün yemek istiyorsun. Onları yemek seni hiç usandırmıyor, çünkü lezzet alıyorsun. Senin vücudunda lezzet almanı sağlayan dil var işte yiyecekleri küçük parçalara ayırmak için diş var, doygunluk hissi için mide var di mi?

Ancak sen sâdece bu maddî organlardan oluşmamışsın, çok önemli bir yapımız daha var: ruhumuz ve kalbimiz.. onlar da vücudumuz gibi lezzet almak ister, gıdâlanmak ister..

Kalbini üzecek birçok olayla karşılaşırsın meselâ anneni üzecek bir davranışta bulunduğunda annen sana darılabilir bu da seni üzer, ya da kardeşin hastalabilir, sevdiğin komşu arkadaşın başka bir yere taşınabilir… Bunun gibi olaylar ruhunu sıkıp, kalbini üzebilir… böyle durumlarda kalb ve ruh gıdâlanmak ister ve bu gıdayı sağlayan da namazdır çünkü üzüldüğün herşeyin sâhibi Allah’ın huzuruna çıkmak demek olan namaz seni rahatlatır…

Üçüncüsü:

Bana  namaz kıldırmak istemeyen içimdeki kötü huylu çocuk!

Çok sabırsızlık yapıyorsun.. şimdi sana bir hikaye anlatayım da anla:

“Bir savaş düşün.. Sen de bir komutan ol. Tabii ki askerlerin var hem sağ tarafta, hem sol tarafta hem de merkezde yani orta tarafta…

Öyle birşey oldu ki, sağ taraftan gelen düşman askerleri, beyaz bayrak kaldırıp teslim oldular ve senin asker kuvvetlerine katıldılar ama sen tutup senin askerlerinin çoğunu sağ tarafa düşman askerlerinin kalmadığı, olmadığı yere gönderdin… merkez bölgeyi yani orta tarafı zayıflattın.. Hiç akıllıca değil öyle değil mi?  [ bu hikaye aslında sana  şunu anlatıyor; geçmiş zamanda kılmış olduğun namaz vazîfesini düşünüp ah ne kadar çok namaz kılmışım demek, hikayede olduğu gibi düşman sana katılmış sen oraya asker gönderiyorsun.. Halbuki geçmişte kıldığın namazlar senin sevab defterine yazılmış sana kuvvet olmuş]

Sol tarafa bakalım bir de ;

Sol tarafta ise , düşman askerleri henüz gelmemiş. Gelmediği halde , endişelenip o tarafa da büyük bir askerî kuvvet gönderdin.. Yine akıllı bir komutanın yapacağı bir iş değil bu [ bu hikaye de sana şunu anlatmak istiyor; Gelecek günler henüz gelmemiş. O zamanlarda kılman gereken namaz ibadeti şimdi yok. Yok olan bir vazîfe için endişelenip, of daha kılmam gereken bir sürü namaz var deyip bugünkü sabrını (kuvvetini) bitiyorsun . Böyle olunca da bugün kılman gereken namazlar için gerekli kuvveti bulamıyorsun]

Sen akıllı bir çocuk isen sana verilen bu kuvvetleri ( hani komutandık ya) sağa ve sola boşuna harcayıp kuvvetsiz kalmazsın… Şöyle düşünebilirsin; Ben 24 saatten 1 saatimi çok kıymetli, beni yormayan, nurlu ve güzel bir vazîfe yerine getirerek geçiriyorum…

Son birşey daha söylemek istiyorum

Bizim 3 tane sabır kuvvetimiz var

1- kötü işler (günahlar) yapmamak için gayret göstermek

2- başımıza bir sıkıntı geldiğinde ya da üzüldüğümüzde sabır gösterip Allahımıza neden böyle oldu demeyip, şikayet etmeyip Allahım sana güveniyorum demek

3- namaz , oruç gibi ibâdetleri yerine getirirken sabırlı olmak

Dördüncüsü:

Namaz kılmak istemediği zaman içimdeki kötü huylu çocuğa sersem demek istiyorum

Neden biliyor musun ?

Çünkü anlasa idi ki kıldığı namazın ücreti çoktur. Sonsuzluk dünyâsında sırat köprüsü var geçilmesi oldukça zor olan bir köprü bu.. Ama geçişi kolaylaştıran bir cennet aracı yada Burak dediğimiz bir araç var.. Bu araca yalnız namaz kılanlar yani cennet bileti olanlar binebilir hem de hızlıca geçer o köprüyü…

Allah namaz kılanlara cenneti veriyor ki orada her istediğin olacak ve sonsuza kadar kalacaksın

Şimdi baban gelse sana dese; Sana basit bir iş veriyorum bunu yaparsan müthiş bir hediyeyi kazanacaksın dese belki de 100 gün çalışırsın..

Evet Allah ki hiç sözünden dönmez namaz vazîfesinin karşılığında sonsuz hediyeler verir…..

Beşincisi:

Dünyayı çok seviyorsun biliyorum.. Bu dünya sevgisi ile dolu olan ses diyor ki; Benim dünyâ dolusu işim var, ödevlerim var, sınavlarım var, oyuncaklarım ile oyunlarım var, bilgisayar oyunlarım var.. Bâzen namaz kılmaya vakit bulamıyorum..

Ben de o sese diyorum ki ;

Acabâ Allah seni sâdece dünyâ için mi yarattı ki bütün çalışmalarını ona göre yapıyorsun ? Allah seni o kadar çok seviyor ki seni dünyâdaki varlıkların hepsinden daha üstün yaratmış ama sen gerçek görevin olan namazı kılmaz isen diğer varlıklardan üstün iken daha aşağıya düşersin.. Çünkü senden başka diğer canlılar Allah’a kulluk vazîfesini yerine getiriyorlar.. Onların ibâdeti namaz kılmak şeklinde olmasa da kendilerine göre ibâdet ederler. Senin en önemli görevin namaz kılmak.. ondan sonra dünyâda yapacağımız işlere, oyunlara vakit ayırıp ilgilenmemiz gerektiği kadar ilgilenmeliyiz..

Buna bir hikâye ile bakıp daha iyi anlayalım:

Bir adam geldi ve sana dedi ki “Gel sana bir kürek vereyim şurayı kaz, çok değerli bir pırlanta bulacaksın” Sen desen ki “yok gelemem dersim var çizgi film izleyeceğim” Ne kadar akılsızca bir davranış olur. Bu şekilde kıldığın namaz sana çok büyük bir mükâfat kazandırır. Eğer terk edersen o sonsuz hediyeyi kaybetmekle berâber belki dünyâda yaptığın işlerden de istediğin duruma kavuşamayabilirsin..

İşte bu söylediğim 5 Îkaz sana namaz kılmak için büyük kuvvetler verir…

O halde haydi namaza :-))

Beşinci Söz – ÇOCUKLARA RİSALE

Bismillahirrahmanirrahim,

“Şüphesiz ki Allah günahlardan kendini koruyanlarla (takvâya sarılanlarla), iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla beraberdir.” Nahl Sûresi, 16:128.

Namaz kılmak ve günah işlememek, insanların vazifesidir. Çünkü Allah insanları ibadet etsinler ve dua etsinler diye yaratmıştır. Günah işlesinler diye yaratmamıştır.

Hikayeyi dinleyelim:

Savaş çıktığı zaman askerlere çok önemli görevler düşer, yani yapmaları gereken önemli işleri vardır. İşte böyle önemli bir zamanda iki tane asker varmış. Bir tanesi bilgili ve görevini çok iyi yapmaya çalışırmış. Diğeri ise bilgisi az ve görevini yapmak yerine canı ne istiyorsa onu yapan bir askermiş.

Görevini yerine getiren asker savaşta neler yapacağına dikkat edermiş ve bugün ne yemek yiyeceğim, yemeği nerden bulacağım diye hiç düşünüp endişe etmezmiş. Çünkü anlamış ki onun yemeğini vermek, hasta olduğu zaman onu doktora götürüp ilaç vermek devletin göreviymiş. Çünkü askerler devleti korumak için çalışıyormuş. Ama bazen mutfakta diğer askerlerle sırasıyla yemek pişirmek, sofraya yemek getirmek ve bulaşık yıkamak da gerekiyormuş. Bu askere ne yapıyorsun diye sorsalar, asker olduğu için ve görevini bildiği için şöyle dermiş: “Devlet için karşılığında hiçbirşey almadan çalışıyorum’’ Kendim için çalışıp para kazanıyorum demiyor çünkü kendisi için çalışmıyor, askerlik görevini yapıyormuş.

Diğeri canının istediğini yapan, yemek yemeyi aşırı seven ve az bilgili asker ise, savaşta yapacaklarına hiç dikkat etmezmiş, çalışmazmış:  “O, devlet işidir. Bana ne?” dermiş. Her zaman para kazanmak için başka başka işler bulmaya çalışır, diğer askerlerin yanından ayrılır, çarşıya gider, alış-veriş edermiş.

Bir gün, bilgili arkadaşı ona demiş ki:

“-Kardeşim, asıl vazifen, görevin, yapman gereken savaş için silah kullanmayı öğrenmektir. Sen, onun için buraya getirilmişsin. Asker olmuşsun. Padişaha güven. O, seni aç bırakmaz. Senin yemeğini vermek, padişahın vazifesidir, sen boşuna yemek almak için başka işler bulmaya çalışma. Hem sen, zayıfsın, güçlü değilsin, hem fakirsin, zengin değilsin; her yerde kendine yiyecek bulamazsın. Hem savaş zamanıdır. Hem sana bu asker görevini yapmıyor, askerlik yapmaktan kaçıyor derler, ceza verirler.”

Evet iki vazife var:

Biri askerlerin yemeklerinin hazırlanıp onlara verilmesi, bu pâdişahın görevidir, yaptığıdır. Bâzen biz de onun için biraz çalışırız ve yemeği pişiririz.

Diğeri, bizim vazifemizdir. Pâdişah bize bu görevimizde dahi yardım eder, o görev de savaşmayı öğrenmek ve savaşta yapmamız gerekenleri yapmaktır.” demiş.

Acaba o görevini yapmayan asker, o görevini yapan askeri dinlemezse, ne kadar tehlikede kalır değil mi?! Dinlemezse ne olur sizce çocuklar?

İşte ey görevini yapmak istemeyen, oyun oynamak isteyen, uyumak isteyen ve tembel olan içimdeki kötü huylu çocuk!

Aslında o savaş zamanı bu dünya hayatıdır.

O askerlerden oluşan ordu ise dünyadaki bütün insanlardır.

O iki askerin olduğu yer ise bu zamandaki müslüman insanların olduğu yerdir.

O iki asker ise; biri: namazını kılan, orucunu tutan ve günah işlemeyen, içindeki kötü huylu çocuğu ve şeytanı dinlemeyen, Allahın emirlerini dinleyen müslümandır.

Diğeri: Kendisine bu yiyecekleri ve rızıkları aslında kimin verdiğini bilmeyen, onu tanımayan, hatta bilmediği için yemek ve yiyecek parası kazanmak için başka başka işler yapmaya çalışan ve bunu yaparken namazını kılmayan, orucunu tutmayan hatta bazı günahları işleyen, zarara uğrayan kimsedir.

Yani çalışmak güzeldir ama ibadetimize engel olmamalıdır. Günaha sebep olmamalıdır.

Ve o askerin yaptığı eğitim ve çalışmalar ise aslında başta namaz ve diğer ibâdetlerdir.

Ve o savaş ise; içimizdeki kötü huylu çocuk ve şeytanın söylediği kötü şeylere karşı, mücadele edip, onları dinlemeyip günahlardan ve kötü davranışlardan kurtulmak ve böylece kalbimizi ve ruhumuzu kötüleşmekten kurtarmaktır.

Ve o iki vazife ise; birisi, hayâtı verip beslemektir. Canlılara hayatı veren ve onları besleyen Allah’tır.

Diğeri, hayâtı verene ve besleyene güvenip, inanıp yalvarmaktır. Çalışıp elinden geleni yaptıktan sonra Allah’ım sana güveniyorum demektir. Allah’ım bize rızık ver diye dua etmektir.

Evet hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve devam ettiren de odur. Ondan başka olmaz…

Evet rızkı, yani yaşamak için gerekli yiyecek ve ihtiyaçları kazanmak aslında güçlü olmaya, istemeye ve çok çalışmaya bağlı değildir. Aslında güçcüz olmaya ve zayıf olmaya bağlıdır.

Demek yemek bulmak için çalışıp para kazancam derken, işlerim çok fazla diye, namazını kılmayan, o askere benzer ki görevini bırakmış, çarşıya gitmiş, el açmış, dilencilik eder. Fakat namazını kıldıktan sonra Allah’ın hazırladığı rızıklardan kendi payına düşeni aramak için çalışmak güzeldir, mertliktir, o dahi bir ibâdettir. Sevap kazandırır.

İşte sana iki yol, istediğini seç… Siz işe gidip çalışıyor olsaydınız namazınızı kılar mıydınız çocuklar? Yoksa işlerim çok diye namaz kılmaz mıydınız?

admin

Son Yazılar
Bir cevap bırakın